ENGELLİ ÇOCUKLAR BİZİMDİR

aksaray-ilkokulu
Daha Fazla

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

ENGELLİ ÇOCUKLARIMIZ

Bir Babanın Feryadı

“Yakın Arkadaşım olan Babanın adı bizde saklı”

Sizin Cennetçiler, bizim Cennetlikleri Yuhalamış !

Malum konu; hani şu Otizmli çocuklar ve ailelerinin okulda olan hadisesi!

Şaşırdım mı bu habere tabi ki hayır.

Üzüldüm mü olan vakaya? Üzüntünün ötesine geçtim, içim acıdı içim!

Bilen bilir bir engelli birey babasıyım! Yavrumuzu 18 yaşına getirttik! Zaman zaman bana yaşımı soranlara 58 derken, içimden aslında iki farklı yaşamın olduğunu hep düşünmüşümdür.

Bir yaşım 40, o durdu orada.

Diğeri 18,o devam ediyor!

İki ayrı yaşımın öğreti durumuna bakıyorum. O 40 var ya o 40 bir çoğunuzun bildiği gibi sıradan!

Peki,18 yaşıma ne diyebilirim. İşte o acayip öğretilerle dolu !

Hayatın gerçekleri ve kişiler!

Nasıl da ters düz oluyor muş bazı şeyler, bunları izledikçe hayret duygularımı hep bastırma, bunu kabullenme, olağan olduğunu sindirme çabalarımı kazanç haneme ekledim.

Öğrenmenin ne kadar kıymetli olduğunu, peygamber efendimizin en etkili ve gerçek olduğuna inandığım ” Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.” hadisinde de görebilmekteyim.

Ben bir yandan hiç bilmediğim bir yaşam kulvarını öğrenirken, bir yandan da çok iyi tanıdığımı zannettiğim kişi ve kişiliklerin gerçeklerini, tarafıma karşı aldıkları pozisyonları kahrola kahrola izliyordum.

En yakınlarımın, en güvendiklerimin! Hemen hemen hepsinin üzerine kar yağdı !

Ötelendim, itelendim! Bilemiyorum ama yüksek ihtimal ile arada kötülenmişimdir bile.

Bir insan iki ayrı yaşam döneminde karşısındakilerin davranışlarının farklılıklarını hissetmez mi?

Çok net hisseder! Yani hissediliyorsunuz sevgili kardeşlerim, akrabalarım, arkadaşlarım ve dost dediklerim, hissediliyorsunuz!

Bu hala da devam ediyor!

Ama bilinçaltı, ama bilinçli!

Devam ediyor!

Renklerin insan üzerindeki etkisi gibi, engelli veya farklı biri ile iletişim de böyle!

Bunu daha önce ben yapmıştım, şimdi siz yapıyorsunuz!

Bakın benim özel çocuklarla ilgili bir sayfam var. Türkiye’de ne kadar yavrumun sendromu ile aynı değerleri taşıyanlar varsa o kişilere bilgi transfer yapıyorum. Karşılıksız! Edindiğim olgunlaştırdığım ne kadar bilgi varsa yararı olması adına paylaşırım o ailelerimle.

Yaklaşık 650-700 aile var sayfamda! Bunun ancak %10 u gerçek kimlikleri ile çocuklarının ellerinden tutup karşımızda veya içimizde oluyorlar. Bir çoğu hala kendini gizliyor! Farklı kimliklerle bilgiden faydalanmayı amaçlıyor. Okuyor ama yazmıyor. Olsun biz hiç birini yadırgamıyoruz. Hepsine olabildiğimizce kaynak olmaya çalışıyoruz.

İşin aslını söyleyeyim mi? Kabullenememe durumunu yaşıyorlar!

Can alıcı yere geldik mi? Geldik!

Daha kendisinin kabullenemediği durumu, hiç tanımayan, hiç dokunmamış, hep uzak durmuş, hep uzağında tuttukları kişi ve kişiliklere karşı olumlu davranış mı bekliyoruz.

Durun şurayı kibarca yazayım. Çok iyimsersiniz!

Toplum ne yapar; yazalım.

Entelektüel davranış ile farkındalık günleri oluşturur, sosyal medyada her şeyi sonuçlandırır.

Meraklı gözlerle size ve beraberinizdekilere bön bön bakarken, sizde bu bakışlardan rahatsız olmayalım, öğreniyorlar diyerek istifinizi hiç bozmazsınız! Her ne kadar dış istifinizi korusanız bile içinizde yıkıntıları hep hissedersiniz.

Sizi hemen cennete gönderirler. Direk hem de !

Bön bön baktığı kişiyi direk cennete göndermek! Neyse bunu geçelim, konu başka yerlere sapar.

Yine o bön bön baktığı kişinin ailesine, annesine/babasına plaket verir.

Fiziksel engeli olan kişilere tekerlekli sandalye, akülü araba vs. vs. gerekli teçhizat ve donanımlarının oluşmasını bağış yolu ile sağlar. Bu konuda Allah için, sosyal devletin yerini alır.

Oysa ki, ne doğru dürüst yol var ortada, nede rampa. Onu bırak gelişi güzel istediği yere aracını da park eder.

Bu kısır yaklaşımı ulvi hisseder, fotoğraflandırır. Yakasına rozeti takmıştır artık.

Servis eder etrafına!

Bilinmedik dünyanın gerçekleri ile orada burada konuşur. Konuşan olurda dinleyen olmaz mı? Olur tabi ki.

İtiraz eden var mı? Yok tabi ki!

İtiraz için bilgi lazım.

Konuştukları neydi? Lakırdının ötesi değil, merak etmeyin.

Dün bir Prof.Dr. konuşuyor televizyonda bu malum yuhalama ile ilgili. Konuştu konuştu konu geldi bir yere okulun diğer öğrencilerini belirleyecek sıfat kullanıyor! ‘’ Normal çocuklar’’

Normal çocuklar dersen, karşındaki anormal kim diye düşünür!

Normalin neye göre belirlendiğini sorasım geldi, ama nafile! Televizyonda kendisi.

Biliyorsunuz değil mi Türkiye’de toplam nüfusa göre;

Çok öncelerin Sakatı,

Yakın zamanın Özürlüsü,

Dünün Engellisi,

Günümüzün ise, Özel Gereksinimli Birey oranı % 13

Azımsanacak ve yabana atılacak bir oran değil.

Ama gel gelelim, bu konuda;

Akıllısı böyle konuşuyor.

Akılsızı bön bön bakıyor.

Yuhalayanlar mı? İkisinin arasında!

Neyse; fazla sizli bizli olduk galiba!

Şimdilik bu kadar yeter, devam ederiz daha sonra. Bu alanda mevzu çok çok.

Gününüz aydın, ocağınız şen olsun dostlar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir