FİNANS DÜNYASI VE TÜRKİYE 2021

Tapering ve Türkiye Ekonomisi
Daha Fazla Göster

FİNANS DÜNYASI VE TÜRKİYE

Konunun Türkiye yönünden yaratacağı risk CDS notunda düğümlenmektedir. Bilindiği gibi elinde bir ülkeye ait tahvil ya da benzer bir finansal araç bulunduran yatırımcı, vade sonunda alacağının ödenip ödenmeyeceğini bilmek ve garantiye almak ister.

ERSİN DEDEKOCA

ABD Merkez Bankası (FED),  8 yıl aradan sonra ikinci kez varlık alımlarını azaltmaya gideceğini (tapering)[i] açıkladı. Varlık alımlarının azaltılması tam netlik kazanmaması ve uygulama programının henüz belli olmamasına karşın, 3 Eylül’de açıklanacak ABD Ağustos ayı “istihdam verilerinin güçlü gelmesi” halinde konunun açıklığa kavuşması bekleniyordu.

Ancak Ağustos ayına ilişkin “ABD tarım dışı istihdam verileri”, beklenenin aksine “oldukça zayıf” geldi. Ekonomistlerin beklentileri 733 bin artış yönündeyken, ülkede tarım dışı istihdam Ağustos’ta 235 bin arttı. Böylece tarım dışı istihdam, delta varyantının da etkisiyle, 7 ayın en düşük artışını kaydetmiş oldu.

Bu açıklamanın öncesinde 1 Eylül’de açıklanan “ADP özel sektör istihdam verisi” de, 625 bin kişilik artış beklentisine karşın 374 bin artışa işaret ederken; ertesi gün gelen “haftalık işsizlik maaşı başvurularının” ise, beklentilerin üzerinde düşerek, Covid-19 salgını döneminde görülen “en düşük seviye” olan 340 bin olduğu görüldü.

Bu gelişmenin ardından FED’in tapering kararının resmileşmesinin beklendiği 22 Eylül’deki “FED faiz kararı toplantısına” yönelik beklentiler, az da olsa güç kaybetti.

VARLIK ALIMI KONUSUNDA FED CEPHESİNDE GELİŞMELER

FED, salgın nedeniyle faizleri sıfır seviyesine çektiği Mart 2020’de, yeni bir “yüksek miktarlı varlık alımı programı” başlatmıştı. Temmuz 2021’den bu yana da 80 milyar Amerikan Dolar’ı ($) Hazine tahvili, 40 milyar $’ı ipotek tahvili olmak üzere her ay “toplam 120 milyar $’lık” varlık alımı yapmaktadır. “Gevşek para politikası (niceliksel gevşeme)” olarak da adlandırılan bu politikanın amacı, bollaşan likidite yoluyla, “salgının durgunlaştırdığı ekonomiyi canlandırma” idi. Bu uygulama sonucu, FED’in 2008’deki 1 trilyon $ olan varlık toplamı 8 trilyon $’a çıkmıştır.

Bilindiği gibi, ABD ekonomisiyle “ilgili veriler”, FED’in “varlık alımlarının azaltılması tartışmaları için temel konumda” yer almaktadır. Birçok Fed yetkilisi istihdam piyasasındaki toparlanmaya atıf yaparak, mevcut koşulların “tapering” ve sonrasında da “faiz indirimi” için elverişli olduğunu söylemiştir.

Mart 2020’nin ilk günlerinde yüzde 1-1,25 aralığında olan Fed politika faizi, salgının ekonomik etkisini azaltmak adına 18 Mart 2020’de yüzde 0-0,25 aralığına çekilmişti. O zamandan beri de herhangi bir değişiklik yapılmadı. “Faiz artırımıyla” ilgili ilk işaretler 2021 yazıyla beraber güçlenmeye başlamıştı.

FED Başkanı Jerome Powell 27 Ağustos günü Jackson Hole konferansında, FED’in aylık tahvil alımlarını azaltmaya bu yıl başlayabileceğini, ancak faiz artırımı konusunda acele edilmeyeceğini açıklamıştı. Bu açıklama “ölçülü olma” şeklinde değerlendirilmiş, başta gelişen ülkelerin olmak üzere çok sayıda para birimi $’a karşı değer kazanmış, borsalar yükselmişti.

2 Eylül günü konuşan Atlanta FED Başkanı Raphael Bostic, enflâsyon emareleri görene kadar ekonominin mevcut şekilde devamına izin vereceklerini söyledi.

TAPERİNG BEKLENTİSİNİN GÜÇLENMESİNE PİYASALARIN TEPKİSİ

2008 küresel kriz sonrası “ilk tapering deneyimi”, Ben Bernanke başkanlığındaki FED’in, Mayıs 2013’te “varlık azaltımına” gideceğini açıklaması ve Ocak 2014’teki uygulamayla başlamıştı. Ayda 85 milyar $ varlık alımı, 10’ar milyar $ azaltılarak 2014’ün sonbaharında tamamlandı. Fed, 10 yıl sonraki ilk faiz artışını ise Aralık 2015’te yapmıştı.

Ancak iletişimin zayıf olması nedeniyle, 2013 yılındaki FED’in tahvil alımlarının azaltılacağı yönündeki açıklaması, “kısa sürede faiz artışı” beklentisine dönüşmüştü. Bu nedenle piyasalarda yaşanan çalkantıyla gelişen ülke para birimleri ve tahvilleri altı hafta boyunca değer kaybetti.

Küresel piyasaların bu defa tapering açıklamasına tepkisi, yukarıda özetlediğimiz birincisinin tam tersiydiRekor düzeylerde seyreden “borsalar”, açıklamanın ardından “yeni rekorlara ulaştılar”. Haftalık bazda MSCI endeksiyle[iv] gelişmiş dünya borsaları yüzde 1,7 oranında prim yaptı. Gelişmekte olan piyasalar ise, her ne kadar rekor düzeyinde değilse de, önemli primler gerçekleştirdi.

Beklentilerin tersine bir gelişme de, “değerlenmesi beklenen $’ın değer kaybında” yaşandı. Son haftalarda yükselen $’in güçlü paralar karşısındaki değerini ölçen “Dolar Endeksi” yüzde 0.8 oranında geriledi. Bu bağlamda yaşanan bir farklı deneyim de,  “gelişmekte olan ülke paralarının $’a karşı değerlenmesi” idi.

Bu arada, “küresel emtia fiyatlarında sıçrama” yaşandı. Geçen hafta emtia endeksi CRB yüzde 5,9, metal fiyatları yüzde 6, gıda fiyatları yüzde 3.5, petrol yüzde 10,6 ve bakır fiyatı yüzde 4 oranında yükseldi.

FED TAPERINGİ KONUSUNDA TÜRKİYE CEPHESİ

-Türkiye de gelişmekte olan piyasalarla birlikte hareket etti, yatırımcılarına kazandırdı.

-Türk Lirası değerlenmesini sürdürdü.

-Türkiye riski de gerileme yaşandı. 5 yıllık CDS’ler Mart ayından bu yana ilk kez 358 puana düştü.

Yukarıda özetlenen bu gelişmeler; risk priminin düşmesi, TL’nin değerlenmesi, borsanın yükselmesi, hazine faizlerindeki küçük oranlı gerileme, kısa vadeli sermaye girişlerinin (genelde sıcak para) pozitif olmaya devam ettiğini göstermektedir.

Piyasanın ağırlıklı olarak, “Haziran 2022’de varlık alımının sonlandırılacağı, Kasım ayında da faiz artırımına gidileceğini” beklentisini fiyatladığını aktaran Fulya Gürbüz’e göre, FED’in faiz artışı Türkiye’de bir şok etkisi yaratmayacaktır. Çünkü piyasa, yukarıda bahsedilen tarihleri çoktan fiyatlamış durumdadır.

Konunun Türkiye yönünden yaratacağı risk CDS notunda düğümlenmektedir. Bilindiği gibi elinde bir ülkeye ait tahvil ya da benzer bir finansal araç bulunduran yatırımcı, vade sonunda alacağının ödenip ödenmeyeceğini bilmek ve garantiye almak ister. Şayet “ödenmeme” gibi bir riski ortadan kaldırmak istiyorsa, “belirli bir bedel ödemek”, bir tür sigortalamak durumundadır.

Bu riski güvenceye bağlamak isteyen yatırımcılar, ülkelerin risklerini gözlemleyerek bir CDS primi oluşturan kuruluşlarla çalışmak durumundadırlar. Bu kuruluşlar, tahvili alan kişiye, “Bize her ay ‘şu kadar’ ödeme yaparsanız, alacağınızın ödenememesi durumunda ödemeyi biz yapacağız” taahhüdünü vermektedir. Bir başka anlatımla, yatırım yapanın “parasını geri alamama” endişesi (riski) ne kadar fazla ise, CDS primi de o kadar yüksek olmaktadır.

Uygulamada genellikle her 100 CDS puanı için yüzde 1 maliyet oluşmaktadır. Örneğin ülkenin CDS puanı 480 ise yatırımcının tahvilinin ödenmemesi, iflas gibi durumları sigortalatmak için yüzde 4,8 oranında bir bedel ödemesi, bu maliyete de borç alanın (borçlanma kâğıdını imzalayanın/Türkiye Hazinesi’nin) katlanması gerekmektedir.[

DEVAMI: GÖRECEĞİZ

Yukarıda belirttiğimiz ve sadece niyet ve haber safhasında olan “tapering”in Türkiye ve gelişmekte olan ülkelerin ulusal para değerlerinde ve borsalarda yol açtığı değerlenmenin bir trende dönüşüp dönüşmeyeceğini birlikte yaşayacağız. Ancak tapering başlangıcındaki ilk fiyatlamalar, riski daha düşük olan gelişmekte olan piyasalara ve emtiaya yönelim olduğunu göstermektedir. Bunun bir “piyasa oyunu” olup olmadığını ise ilerleyen haftalarda izleyeceğiz.

Yukarıda değindiğimiz gibi, 2013’deki birinci tapering uygulamasında asıl darbeyi gelişmekte olan piyasalar ve Türkiye yemişti. Gelişmiş piyasalar ise, 1,5 aylık gerilemenin ardından toparlanmıştı. Şimdiki gerçekleşmeler gösteriyor ki, ilk tapering’den FED gerekli dersleri çıkarmış ve uygulamalarında/söylemlerinde daha dikkatli yaklaşmaktadır.

Aslında “tapering” ile ilgili gerçek uygulama henüz başlamadı. Bununla ilgili 3 Eylül’de açıklanan istihdam verileri çok destekleyici gelmedi. Bu konudaki esas karar FED’in “faiz ile ilgili toplantısında” açıklanacaktır. Çünkü süreç sadece “varlık alımını yavaşlatmak/tapering” değil, likiditeyi cezbetmek anlamında “faizlerin yükseltilmesini” de içermektedir. Bu durumda tapering plânının açıklamasından sonra, “varlık alımının azaltımı/tapering”ne geçiş için tarihin ise 2022’nin başı olacak gibi durmaktadır.

Bu bağlamda “FED’in faiz yükseltmesinin” Amerikan Doları için “kendi evine dön” demek olduğu gözden ırak tutulmamalıdır. Burak Arzova’ya göre bunun anlamının da, “$’ın, gelişmekte olan ülkelerden, hem daha güvenceli olan ülkelere, hem de kendi ülkesine çıkması” olduğu bilinmektedir.

Tapering uygulamasının 2022 başında başlaması ve ayda 20’şer milyar $ azaltılması durumunda bu uygulama, programın altı ayda tamamlanacağı anlamına gelmektedir ki, analistlere göre, her şey yolunda giderse ise ilk faiz artırımının Haziran’da olma olasılığını güçlendirmektedir.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir