RÜYA GÖRMENİN NEDENİ

r_ya
Daha Fazla

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

NEDEN RÜYA GÖRMEKTEYİZ ?

Her insan rüya görür. Neden rüya gördüğümüz hakkında birçok sav ileri sürülmüştür. Gün içindeki sorunları ve soruları çözmek için, enerji toplamak için, bilinçaltındaki istekleri yaşamak için, gibi görüşler kabul edilir. Bilge Savaşçı için rüya görmek “görme” yetisini geliştirmenin bir yoludur. Onun amacı rüya görmeyi bilinç düzeyinde başarabilmektir. Böylece farklı bir gerçeklik boyutuna geçip farklı deneyimler yaşayabilir. Bu olaya bilinçli rüya (lucid dreaming) de denir. Bilinçli rüya iki şekilde oluşabilir. 1. Normal rüya görürken, kişi bir anda rüyada olduğunun farkına varır. 2. Uyanık durumdan ve hiç uykuya geçmeden veya yarı uykulu durumda, insan bilinçli rüya durumuna geçebilir. Bilinçli rüya görmek olayı laboratuar ortamında incelenmiş ve gerçekten oluşması mümkün olduğu saptanmıştır. Bilinçli rüya görmek deneyim ve istek işidir. Fakat bu istek bilinçli bir irade olmaktan çok, kendini a hale terk etmek ve “istemeden istemek” durumudur. İstemeden istemek durumunu değişik olaylarda yaşamışızdır. Örneğin, bir konu sizi rahatsız ediyor veya düşündürüyor. Fakat bir türlü çözüm bulamıyorsunuz. Akıl ve mantık yardımıyla sorunun çözümüne bir türlü ulaşamıyorsunuz. Yarı uykulu durumda iken, iradenizi terk ettiğiniz bir anda çözüm size geliverir. Herkesin duymuş olduğu bir örnek Newton’un yerçekimi yasasını bir ağacın altında otururken başına bir elma düştüğünde bulmuş olduğudur. Elbette ki her başına elma düşen kişi bir yasa bulmuyor. Newton o konuyu uzun süredir düşünüyordu ve çözümü bir türlü bulamıyordu. Elmanın düşüşü bir tetikleyici olmuş ve Newton, ağacın altında yarı uykulu olduğu bir anda çözümü bulmuştur. 

Hayaller üzerine çalışmak, onları kontrol edemeyen deneklerle işbirliği yapıldığı için çok zor. Ayrıca bilim insanları rüyalarımızı doğrudan gözlemleme şansına sahip değiller. Son çalışmanın ardındaki bilim insanları, bu durumu ortadan kaldırmak, objektif sonuçlar almak için bir yöntem geliştirdiler. Keşfedilen şey, yukarıda da bahsettiğimiz o Freud hipotezi oldu. 

Deneye katılan 20 gönüllü öğrencinin uyanıkken yaşadıkları deneyimler ve duygusal durumların; önce beyin aktivitesini, sonra hayal gücünü, son olarak da rüyaları etkilediği ortaya çıktı.

10. günün akşamında tüm öğrenciler, gözetim altında uyku uyumaya başladılar. Bu uykular sırasında beyin aktiviteleri yakından takip edildi. Rüya gördükleri anlaşıldığı anda öğrenciler uyandırıldı ve bilim insanları, onlardan rüyalarını anlatmalarını istediler. Bu anlatılar, öğrencilerin 10 gün boyunca aktardıkları deneyim notlarıyla karşılaştırıldı. Her iki veri arasında korelasyon arandı.

Beklenen sonuç elde edildi ve günlük deneyimlerimizin rüyalarımızı belirlediği, önemli ölçüde değiştirdiği ortaya çıktı. Araştırmanın sonraki aşamasında, günlük deneyimlerin değiştirilmesiyle beyin dalgalarında değişiklik yaratmak, yani rüyaları manipüle etmek olacak.

Araştırmanın ilk aşamasında öğrenciler 10 gün boyunca günlük deneyimlerini en ince detayına kadar kaydettiler. Kişisel olarak anlam verdikleri ve duygu yoğunluğu yaşadıkları olayların bu kayıtlarda öne çıkması, sürecin doğal bir şekilde işlemesi sağlandı. Yaşanılan her duygu için bir ölçek kullanılarak derecelendirme yapılması da istendi.

Bilge Savaşçının rüyasında yaptığı, yarı uykulu durumda iken varlığı devam eden bilinç kırıntılarını harekete getirip kontrol altında tutabilmektir. Bunu da iç konuşmayı keserek başarır. Bilinçli rüya görebilmek için düşüncelerin akışını durdurmak ve insanın kendisi ile konuşmasına son vermek önemlidir. Bu başarıldığında, insan düşünce deresinde sürüklenen bir yaprak olmak yerine akışı seyreden ve istediğinde dikkatini başka yöne çevirebilen bilinçli rüya gören bir varlığa dönüşür. Bilinçli rüya görmenin ilk aşaması pasif izleyici düzeyidir. Bu durumda insanın duyuları uyur ama farkındalığı devam eder. İnsan bu aşamada pasif bir izleyici 2 olup kendini rüyasındaki olaylara terk eder. Durumu derede sürüklenen bir yaprağa benzer. Rüyada oluşan görüntüleri ve olayları herhangi bir şekilde etkileme ve değiştirme gücüne sahip değildir. İkinci aşama pasif gözlemci düzeyidir. Bu durumda insan belirli bir sahneyi gözler ve o sahneyi gözden kaybetmemeyi başarır. Artık derede sürüklenen bir yaprak değil, dere kenarında oturan ve suyun akışını seyreden bir gözlemci gibidir. Üçüncü aşama aktif gözlemci düzeyidir. Bu durumda bir sahne veya bir olay izlenirken olaya tüm duyular katılır. Görme, işitme ve koklama duyuları da rüyada aktif rol oynarlar. Bu düzeye ulaşan insanın durumu, dere kenarında otururken ayağa kalkmasına ve etrafını bakınmasına, derenin akış sesini duymasına, çiçeklerin kokusunu algılamasına ve rüzgârın sesini duymasına benzer. Dördüncü aşama dinamik eylem düzeyidir. Bilge Savaşçı bu durumda belli bir olay içinde kendini bulur ve iradeli karar alıp tavır koyar. Bu seviyeye ulaşabilmek için savaşçının bir rüya bedenine sahip olması gerekir. Rüya bedeni, aynen bizim fiziksel bedene benzer ama çok daha esnek ve yeteneklidir. Rüya bedenine enerji bedeni de denebilir. Çünkü bu beden bize ait olsa da katı olmayıp, madde denilen parçacık özelliği taşımaz. Daha çok bir dalga gibi bir yerden bir yere kayarak veya uçarak ulaşabilir. Zaman kavramı onun için bir kısıtlayıcı değildir. Zamanda ileri veya geri gidebilir. İstediği bilgilere bilinçli bir şekilde ulaşabilir ve istediği kişilerle görüşebilir. Bu düzeyde rüya görmeyi başarmak elbette ki oldukça zordur ve uzun yılların deneyimi ve istenci gerekir. Bilge Savaşçı bu bilinç düzeyine ulaştığında maddi dünya ona çok kısıtlayıcı gelmeye başlar. Maddi dünyadaki uyanık bilinç düzeyine birinci dikkat düzeyi, rüyadaki aktif (istekli) bilinç düzeyine ikinci dikkat düzeyi adını verir. Belli bir noktadan sonra Bilge Savaşçı için iki düzey arasında fark kalmaz. Ancak kendisi bu durumun farkındadır. Farkında oluşu ve ortalama insan gibi davranışına da “kontrollü delilik” adını verir (Bkz. 11-Bilge Savaşçı başlıklı yazım) İkinci dikkat düzeyine kısa yoldan da geçmek mümkündür. Bunun en kolay yolu sanrılandırıcı otları kullanmaktır. Fakat bir yol göstereni ve bu konuda tecrübeli bir yardımcısı yoksa insan ikinci dikkat düzeyinde kaybolabilir. En ileri durumda, birinci dikkat düzeyine geri dönüş yolunu kaybeden kişi bilincini yitirir ve ya yaşayan bir meczuba (cazibeye kapılmış kişiye) dönüşür veya ölür. Aşırı derecede uyuşturucu alıp ölenleri gazete haberi olarak okur TV’nin haber bültenlerinde duyarız. Onların ölümü sadece kalbin fiziksel olarak duruşu ile ilgili görünse de, ruhun bedeni terk edip geri dönmemesi ile de ilgili olabilir. Meksika şamanları ikinci dikkat düzeyine geçmek için 3 farklı bitkiden yararlanırlar. Bunlardan ilki Datura veya Jimson otu, ikincisi bilimsel adı Psilosibe Mexicana olan bir tür zehirli mantar ve üçüncüsü de Peyotlu veya bilimsel adı Lofofora Willamsi olan bir tür kaktüstür. Bunları alttaki resimde görüyoruz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir