Yeni Uluslararası Düzen

Yeni Uluslararası Düzen
Yeni Uluslararası Düzen
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

YENİ ULUSLARARASI DÜZEN

Çin ve Rusya Ortak Açıklaması

İki ülkenin liderlerince açıklanan “stratejik ortaklık” belirmekte olan “çok kutuplu dünya düzeninin”  motoru olarak işlev görecek gibi durmaktadır. Tek kutuplu dünyanın egemeni olan ABD’nin Doğu Avrupa’da Ukrayna üzerinden, Güneydoğu Asya’da ise Güney Çin Denizi üzerinden birtakım provokasyonlara kalkışmasının ardında da, son Ukrayna krizinde gözlendiği gibi, oluşmakta olan “bu motoru susturma çabası” olduğu net olarak anlaşılmaktadır

ERSİN DEDEKOCA

Çin’in başkenti Beijing (Pekin)’de düzenlenen 24. Kış Olimpiyatları’nın açılış törenlerine birlikte katılan iki ülke lideri Şi Cinping ile Vladimir Putin’in 4 Şubat tarihli bildirileriuluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin habercisi niteliğindedir.[1] Çin ve Rusya liderleri böylece, “stratejik ortaklıklarını” duyurdukları “siyasi manifesto” nitelikli bir bildiriyle, Beijing’de “çok kutuplu yeni bir dünya düzenine” geçişin meşalesini de yakmış oldular.

Bugünkü yazımızı, birkaç bölüm olarak sürdüreceğimiz “yeni uluslararası sistem” ile ilgili yazı dizimizin başlangıcı olarak kabul ettiğimiz ve yukarda sözü edilen “Şi ve Putin’in Ortak Açıklamasına” ayırdık.

ORTAK AÇIKLAMANIN ANA HATLARI

Girişte de belirttiğimiz gibi 4 Şubat günü, Çin ve Rusya Devlet Başkanları Şi Cinping ile Vladimir Putin yüz yüze bir görüşme gerçekleştirdi. Kış Olimpiyatları açılış töreni, ABD liderliğindeki az sayıda Batılı ülkenin diplomatik boykotu ve Çin’in katı Covid-19 önlemleriyle ön plana çıkarken, söz konusu zirve, benzerine az rastlanır uzunlukta bir ortak açıklama ile sonuçlandı.

Ortak bildiri başlığının Türkçe karşılığı, “Yeni Bir Döneme Giren Uluslararası İlişkiler ve Sürdürülebilir Küresel Kalkınma Hakkında Rusya Federasyonu’nun ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin Ortak Bildirisi” şeklindedir. Bu başlık: hem “saptama” yapmakta ve hem de “hedefe” işaret etmektedir.

Şi Cinping ile Vladimir Putin’in uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin habercisi niteliğindeki 4 Şubat tarihli bildirisinde özellikle üç hususun öne çıktığı görülmektedir: Çok-kutuplu dünya düzenine geçişNATO’ya “yeter artık doğuya doğru genişlediğin” mesajı ve ortak yeni bir “sürdürülebilir kalkınma ve bunu destekleyen finansal sistem oluşturma” kararlılığı.

ABD ile ilişkilerde giderek daha fazla sorun yaşayan ve sürekli yaptırımlar duvarına çarpan iki ülke, aralarındaki ilişkinin ulaştığı düzeyi ilk kez bu denli uzun bir beyanat ile tarif etme ihtiyacı hissediyorlar. Açıklama/Bildirinin içeriğindeki hususları aşağıdaki kısa başlıklarda toplayabiliriz:

  • Yeni Dünya Düzeni

– Yeni dönem, yeni güç dağılımı, yeni düzen: Çin ve Rusya, uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin başladığını, yeni güç dağılımının oluştuğunu, bu nedenle uluslararası toplumdan “kalkınma hedefli yeni bir uluslararası düzen” talep etmektedir.

– Çok kutupluluk: İki ülke, “çok kutupluluğu ilerletmeyi” ve “uluslararası ilişkilerin demokratikleşmesini” desteklemeyi hedeflemektedir.

– Çok taraflılık/ yönlülük: İki ülke, dış politika koordinasyonunu güçlendirme, gerçek çok taraflılığı sürdürme, çok taraflı platformlarda işbirliğini artırma, ortak çıkarları savunma, uluslararası ve bölgesel güç dengesini destekleme ve küresel yönetişimi iyileştirme hedeflerinde birleşmektedir.

– Güçlü BM; G7 yerine G20: Beijing ve Moskova yönetimleri, “BM ile gerçek çok kutupluluğu arama ve BM Güvenlik Konseyi’nin merkezi ve koordine edici rolü” hedefiyle, “güçlü BM” mesajı vermekte; uluslararası ekonomik işbirliği konularını ve krizle mücadele tedbirlerini tartışmak için önemli bir forum olarak G20 yapısını desteklemekte; DTÖ reformunda aktif rol alacaklarını beyan etmektedir.

  • Büyük Avrasya Ortaklığı

– Rusya-Çin ittifakı: İki ülke liderleri, aralarındaki ilişkilerin, “Soğuk Savaş döneminin askeri-politik ittifaklarından daha üstün” olduğunu duyurmaktadır. [2]

 Çin-Rusya-Hindistan ortaklığı: Yine iki ülke, “Rusya-Hindistan-Çin” formatında işbirliğini geliştirmeyi amaçlamaktadır.

 Kuşak ve Yol Projesi/ Büyük Avrasya Ortaklığı: Beijing ve Moskova, Kuşak ve Yol İnisiyatifine koşut ve eşgüdümlü olarak “Büyük Avrasya Ortaklığını inşa etme” konusunda birleştiklerini ilân etmektedir.

  • ABD Saldırganlığı

– NATO’nun genişlemesine itiraz: İki ülke, “NATO’nun daha da genişlemesine” karşı çıkmakta; NATO’yu Soğuk Savaş yaklaşımlarından vazgeçmeye, “diğer ülkelerin egemenliğine, güvenliğine, çıkarlarına; uygarlık, kültürel ve tarihi geçmişlerinin çeşitliliğine saygı duymaya” çağırmaktadır.

– ABD’nin füze planına itiraz:  Beijing ve Moskova yönetimleri, ABD’nin füze anlaşmalarından çekilmesini, bu ülkenin “saldırgan amaçlarının bir göstergesi” olarak algılamaktadır. Keza iki ülke ABD’yi, Rus girişimine olumlu yanıt vermeye ve yeni füze yerleştirme plânından vazgeçmeye çağırmaktadır.

– Asya-Pasifik barışının korunması: İki ülke de, “ABD’nin Hint-Pasifik stratejisinin” bölgeyi olumsuz etkilediğini vurguluyor ve “ABD’nin Asya-Pasifik bölgesini hedef alan AUKUS” tipi yeni ittifak çabalarını kabul etmemektedir.

  • ABD Saldırganlığına Karşı Dayanışma

– Bölünmez güvenlik anlayışı: İki ülkeye göre, uluslararası toplum, evrensel, kapsamlı, bölünmez ve kalıcı güvenliği sağlamak için “küresel yönetişime aktif olarak dâhil” olmalıdır.

– Turuncu darbelere karşı işbirliği: Çin ve Rusya, ABD’nin “renkli devrim girişimlerine” karşı çıktığını belirterek, bu alanda işbirliği yapacaklarını duyurmaktadır.

– Terörle mücadelede çifte standarda itiraz: İki ülke, “terörle mücadele konularının siyasallaştırılmasına” ve çifte standart politikasının araçları olarak kullanılmasına; terörist ve aşırılık yanlısı grupların yanı sıra terör örgütlerinin kullanılması yoluyla, “jeopolitik amaçlarla diğer devletlerin içişlerine müdahale edilmesine karşı” durmaktadır. Ayrıca iki ülke “terörle mücadelede işbirliklerini” geliştireceklerini açıklamaktadır.

– Yaptırımlara karşı mücadele: Yine iki ülke, ABD’nin yaptırımlarına karşı çıktıklarını belirterek, “ekonomik eşitsizliğe karşı ortak mücadele” edeceklerini vurgulamaktadır.

– Demokrasi ve insan hakları tehditlerine karşı çıkma: İki ülke liderlerine göre, bir devletinin demokratik olup olmadığına karar vermek sadece ülke halkını ilgilendirir. İki taraf da, “demokrasi ve insan hakları savunuculuğunun diğer ülkeler üzerinde baskı oluşturmak” için kullanılamayacağını belirtmektedir.

ORTAK BİLDİRİNİN İRDELENMESİ

Bildirinin adındaki “Yeni Bir Döneme Giren Uluslararası İlişkiler” bölümü, uluslararası ilişkilerde artık yeni bir döneme girildiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu yeni dönem, önceki “iki kutuplu” ve ““kısa süreli “tek kutuplu” dünya düzeninden farklı olup; “çok kutuplu/merkezli dünya düzeni” şeklinde ifadesini bulmaktadır.

Çin ve Rusya’nın ortak bildirisinin başlığındaki bir diğer önemli vurgulama da “sürdürülebilir küresel kalkınma” ilkesidir.  Bu konu sadece bu iki ülkeyle değil, dünyayla ilgili bir hedeftir aslında. Keza esas olarak da Avrupa’ya mesaj niteliği taşımaktadır.

Beijing ve Moskova, Brüksel başta dünya başkentlerine, “birlikte kalkınabiliriz” mesajı vermektedir.  Sürdürülebilir kalkınmanın önündeki engeller de ortak bildiride şu şekilde sayılmaktadır:  ABD’nin, silah kontrolü anlaşmalarını feshetmesi, uluslararası ve bölgesel güvenlik ile istikrarı tehdit etmesi; küresel füze savunma sistemini geliştirmesi ve çeşitli bölgelere konuşlandırma plânları yapması, böylece dünyayı tehdit etmesi.

Duyurunun adındaki iki madde, aslında son Ukrayna krizinin karakterine de işaret ediyor: Ukrayna krizi, ABD’nin, dünyada gelişmekte olan yeni dengeleri hiçe sayarak, tek hegemon olduğu dönemdeki alışkanlıklarını aynen sürdürme çabasının yol açtığı bir gerilimdir.

Nitekim ortak bildiride Çin, bu krizle ilgili Rusya’ya tam destek verdiğini belirtmektedir. Daha önemlisi, “Beijing yönetimi, ‘Çin tarafı, Avrupa’da uzun vadeli yasal olarak bağlayıcı güvenlik garantilerinin oluşturulması konusunda Rusya tarafından sunulan teklifleri anlayışla ele alıyor ve destekliyor’ derken”, Rusya’nın güvenlik garantisi istemesinin, Avrupa’nın da güvenliği anlamına geldiğine işaret etmektedir.

Batı’nın 2014’te tecrit etmeye çalışmasından sonra Çin’in Rusya’yı desteklemesi gibi, Kremlin de Beijing’in desteğine güvenmektedir. Rusya, Gürcistan ile 2008 savaşından sonra ordusunu başarılı bir şekilde yeniden inşa etti ve şu anda gücünü küresel olarak yansıtma kabiliyetiyle, önde gelen bölgesel askeri güç konumundadır. Ukrayna konusunda ABD ve NATO karşısındaki duruşunu da, anılan konumu güçlendirmektedir.[3]

Duyurunun kapsadığı ve önceki bölümde saydığımız konular içinde yer alan “İki ülke liderlerine göre, bir devletinin demokratik olup olmadığına karar vermek sadece ülke halkını ilgilendirir” şeklindeki “uzlaşma ifadesinin” daha netleştirilmesinde yarar görmekteyiz. Şöyle ki günümüzde, bazı AB üyesi ülkeler de dâhil, “demokrasinin, popülist lider ve politikacılar eliyle sulandırılması”, çok sık gözlenen ve ülke halklarının şikâyetçi olduğu bir olgudur.

30 Yıllık Yeni Bir Doğalgaz Anlaşması

Bildiri ile aynı gün varılan bir anlaşmayla, dünyanın en büyük doğalgaz ihracatçısı konumundaki Rusya’nın, Çin ile 30 yıllık yeni bir sözleşme imzaladığı da öğrenilmiş oldu. Reuters’in konuya ilişkin haberine göre, Rus devlet kurumu GazpromÇin’in en büyük entegre enerji şirketi CNPC’ye, inşası 2-3 yıl içinde tamamlanacak yeni bir boru hattı üzerinden yılda 10 milyar metre küp hacminde doğal gaz tedarik edecektir.[4] Diğer yandan söz konusu ticaret ABD Doları yerine Euro üzerinden yapılacaktır. Boru hattı Rusya’nın Uzak Doğu bölgesinden Çin’in kuzeydoğusuna kadar uzanacaktır.

Kaynak: Reuters

Bilindiği gibi Moskova Beijing’e, “The Power of Siberia” (Sibirya Gücü) adı verilen bir boru hattı üzerinden 2019’dan bu yana doğal gaz vermektedir. 2021 yılında bu hat üzerinden Çin’e 16,5 milyar metre küp hacminde doğal gaz tedarik edilmiştirBu hatla ilgili anlaşmayla Rusya, 2025 yılına kadar Çin’e 38 milyar metre küp doğal gaz verir hale gelmeyi taahhüt etmektedir. Yukarıda belirtilen yeni anlaşma ile bu miktar 10 milyar metre küp daha artmaktadır. Anlaşmanın bir anlamı da, Avrupa’nın kendisinden ithal ettiği doğal gaz miktarın, ABD baskısıyla azaltması durumunda, Rusya’nın Çin’i, yitirmesi olası pazarlara alternatif olarak değerlendirme şansına kavuşmuş olmasıdır. Bir diğer anlatımla kazan-kazan ilişkisi.

Demokrasiyi ‘Demokratlara’ Karşı Korumak

Çin’in resmi nitelikli Xinhua Haber Ajansı, Putin’in kendi web sitelerinde yayınlanmak üzere kaleme aldığı, “Rusya ve Çin: Geleceğe Yönelik Stratejik Ortaklık” başlıklı bir makalesine yer verdi.[5] Rus lider makalede, ilişkilerin yeni bir döneme girdiğini ve dünya için “bir verimlilik, sorumluluk ve gelecek ilhamı modeli” haline geldiğini savundu.

Rusya yanlısı analistler, bildirideki “çok-kutupluluk vurgusunun”, işin “demokratik niteliğine” de vurgu yapma anlamında kullanıldığını yazmayı tercih ettiler. Rus gazeteci Petr Akopov, Rus Haber Ajansı Ria Novosti’deki köşe yazısında, iki liderin Anglosakson küreselcilerin elinden en sevdikleri silahı aldığını ve demokrasi silahını “demokratların kendisine” çevirerek, dünyaya “yeni bir ulusal egemenlik temelli ideoloji” ve kendi kaderlerini uygarca belirleme olanağı önerdiklerini savundu. Akopov yazısında, “Putin ve Şi demokrasiyi ‘demokratlardan’ koruyor” başlığını kullandı.[6]

Batılı kimi analistlere göre ise Rusya ve Çin, ABD’nin yanlış hamleleri yüzünden yakınlaştılar ve aslında bir “mantık evliliği” yapıyorlar. Uluslararası ilişkilerde “aşk evliliği” var mı, bu ayrı bir konu belki, fakat ikili ilişkilerde “uyum” da önemli. “İki ülkenin son 60 yılda hiç olmadığı kadar uyumlu hareket etmeye başladığını” zaten ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (DNI) de kabul etmektedir.[7]

Diğer yandan Pekin ve Moskova ortak yaklaşımının, askeri olarak şu iki sütun üzerinde inşa edildiğini belirtebiliriz: Bunların ilki, bir ülkenin güvenliği, başka bir ülkenin güvenliğine zarar vererek sağlanamaz. İkincisi ise, barış ve istikrar, askeri oluşumları (NATO) güçlendirerek temin edilemez.

BM’i Güçlendirme Vurgusu

Putin ve Şi’nin imzaladığı ortak bildiri, “uluslararası ilişkilerde yeni bir döneme girildiği” durumlarda, “yeni dünya düzenini” mevcudu yıkarak değil, tersine mevcudun kazanımlarını savunarak ve geliştirerek inşa etmeyi öngörmektedir. Bildiri bunu, “BM’nin uluslararası ilişkilerde merkezi eşgüdüm rolü üstlendiği bir sistemde kararlılıkla sürdürme” vurgusuyla belirtmektedir.

Nitekim Ortak Bildiri arifesinde Putin’in Xinhua için kaleme aldığı makalede de bu durum “Rusya ve Çin, BM tüzüğüne dayalı uluslararası hukuk sistemindeki erozyonu önlemeye çalışıyor.” şeklinde ifade edilmiştir.

200 Milyar Amerikan Doları’na Ulaşacak İkili Ticaret

2001 yılında Rusya ile Çin arasında imzalanan “İyi Komşuluk ve Dostça İşbirliği Anlaşması” ile birlikte başlayan ekonomik işbirliği, iki ülke arasındaki ticaret hacmini her geçen yıl artırmıştır. Bu bağlamda 2016 yılında 70 milyar Dolar boyutunda olan ticaret hacmi, 2021 sonunda (salgın koşullarına karşın) bir önceki yıla oranla yüzde 35 artış da kaydederek 147 milyar Dolar’ı geçti. Şimdiki hedef ise 200 milyarı aşmaktır. Bugün Çin, Rusya’nın en büyük ticaret ortağı konumundadır. Rusya ise Çin’in en büyük “enerji tedarikçisi”, ikinci en büyük ham petrol ve en büyük elektrik dış alım kaynağı durumundadır.[8]

İki ülkenin ticari ve teknik işbirliği her geçen gün artmaktadır. Bu bağlamda Rus telekomünikasyon şirketi MTS’in, ABD’nin “ulusal güvenlik riski” oluşturduğunu ileri sürerek iş yapmayı yasakladığı Çinli Huawei şirketine Rusya’da, 5G mobil iletişim şebekesi kurma lisansı verilmesi örnek gösterilebilir. Keza Ay’da ortak uzay istasyonu kurmak için de anlaşma imzalayan Çin ve Rusya, yüzey ve yörüngede deneysel araştırmalara da başlamışlardır.[9]

2021’deki yüzde 8,1’lik ulusal gelir (GSMH) artışı ile dünyanın en hızlı büyüyen ülkesi olan Çin, bugün “ikinci büyük küresel ekonomidir”. Sadece 2021’de ulusal ekonomisinde kaydettiği artış (2 trilyon Dolar) tutarı bile İtalya’nın 2020 yılı GSMH’sine eşittir. Bir diğer deyişle, Çin’in ekonomisine her yıl en az bir Rusya eklediğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla, Çin’in artık iktisadi düzlemde Rusya’dan öğreneceği pek bir şey kalmadı. Ancak Rusya’nın gerek kara gerek hava kuvvetleri anlamında askeri olarak Çin’den daha üstün olduğu da bir gerçek. İki ülke savunma alanındaki işbirliklerini, bir sinerji yaratma çabasıyla artırmayı da sürdürüyorlar.

Savunma Konusunda Artan İşbirliği

Çin ve Rusya, yanlarına İran ve Hindistan’ı da dâhil ederek Hint Okyanusu’nun, dünya ticareti için hayati öneme sahip kuzeyinde ortak askeri tatbikatlar gerçekleştiriyorlar. Askeri taktik operasyon tecrübelerini, önemli su yollarıyla bağlantıları nedeniyle stratejik görülen ve “altın üçgen” olarak anılan bu bölgede paylaşma yoluna gidiyorlar.[10]

Rusya ile Çin arasındaki askeri işbirliğinin en somut sonuçlarından biri olan Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), ABD’yi askeri olarak bölgeden uzaklaştırma gayretinin bir tür plânlama ve komuta merkezi gibi işlev görmektedir. ŞİÖ’nün çabalarıyla, bölgedeki Amerikan askerî üslerinin sayısında (Kırgızistan ile Özbekistan gibi) azalma da sağlanmaktadır.

Rusya ile Çin son olarak, her yıl düzenledikleri “Deniz Etkileşimi” isimli ortak donanma tatbikatının 10’uncusunu, geçen Ekim ayında gerçekleştirdi. Dört gün süren ve Japonya tarafından yakından izlenen “Deniz Etkileşimi 2021” tatbikatıyla, iki ülkenin “denizden gelecek tehditlere” karşı ortak “muharebe yeteneğinin “artırılması hedeflenmektedir.[11]

SONUÇ YERİNE

ABD hegemonyasının 2000’li yıllardan bu yana ciddi biçimde gerilediği bir dünyada Çin ile Rusya arasındaki ilişkiler, çok taraflı bir dünya düzenine geçişte belirleyici bir rol oynamaktadır. 4 Şubat’ta Şi Cinping ile Vladimir Putin arasında gerçekleştirilen görüşme, 1990’lı yıllardan bu yana olduğu gibi iki ülkenin bu yöndeki niyetini ortaya koymuştur.

Kısacası, iki ülke arasındaki askeri ilişkileri de kapsayan ve iki ülkenin liderlerince açıklanan “stratejik ortaklık”, belirmekte olan “çok kutuplu dünya düzeninin” bir tür motoru olarak işlev görecek gibi durmaktadır. Tek kutuplu dünyanın egemeni olan ABD’nin Doğu Avrupa’da Ukrayna üzerinden, Güneydoğu Asya’da ise Güney Çin Denizi üzerinden birtakım provokasyonlara kalkışmasının ardında da, son Ukrayna krizinde gözlendiği gibi, oluşmakta olan “bu motoru susturma çabası” olduğu net olarak anlaşılmaktadır.

Ancak Washington’un son yıllarda koordine ettiği hiçbir hareket, Rusya ile Çin’in yakınlaşmasına engel olamadığı izlenmektedir. Hatta tam tersine, yakınlaşmayı da hızlandırdığı söylenebilir.

Ne var ki “çok taraflılık/ kutupluluk”, sadece bu iki ülkenin niyeti ve isteği ile ulaşılabilecek bir hedef olamaz. Bunun için Çin ve Rusya’nın, Hindistan ve Brezilya gibi Küresel Güney’in önde gelen ülkelerini ve dünya halklarını, sahip oldukları “yumuşak güç unsurlarından” yararlanarak ikna etmeleri zorunluluğu söz konusudur.

Ancak şu hususu açıkça söyleyebiliriz ki, önümüzdeki on yıllarda yazılacak “siyasi tarih” metinlerinde, yeni dünya düzeninin kuruluşuna referans gösterilecek tarihlerin en önemlilerinden biri 4 Şubat 2022 olacaktır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.